Die Gaste 10. SAYI / Ocak-Şubat 2010

İnterkültürel (Kültürlerarası) Yetkinlik


Hasan Deniz ÖNERGİL



“Medeniyetler çatışması”, “kültürel çatışma”, “çokkültürlülük”, “interkültürel yöntem” gibi kavramlar, değişik yöre insanlarının evrensel veya aynı ülkedeki yaşamlarının şeklini belirleyen kavramlar olarak, toplumsal ilişki ve çelişkilerin ifade edilmesinde kullanılmakta. Doğru veya yanlış kullanımların ve bunların etkilerinin sosyal sonuçları, büyük ölçüde sosyal tahribata yol açmaktadır.
    Kültür" ve "çatışma" son yirmi yıldır üzerinde en fazla konuşulan sorunlar haline geldi... "Medeniyetler çatışması", "kültürel çatışma çokkültürlülük", "interkültürel yöntem" gibi kavramlar, değişik yöre insanlarının evrensel veya aynı ülkedeki yaşamlarının şeklini belirleyen kavramlar olarak, toplumsal ilişki ve çelişkilerin ifade edilmesinde kullanılmakta. Doğru veya yanlış kullanımların ve bunların etkilerinin sosyal sonuçları, büyük ölçüde sosyal tahribata yol açmaktadır.

    Kültürel çatışmalar mı?

    Tartışmaların başlangıcına, Samuel Huntigton'un1 "Kültürlerin çatışması" adlı yapıtını koymak istiyoruz.
    Amerikan neo-konservatiflerinden Samuel Huntigton‘un çatışma tezi, sadece kendi görüşleriyle sınırlı değil, neo-kon'ların çağa ilişkin ve evrensel etkilere sahip, yaptırım gücü yüksek ideolojilerinin "kültürel" açıklamalarından biridir. Yaptırım gücünün yüksek olmasının nedeni, evrensel, bölgesel veya ufak çaptaki sosyal çelişki ve çatışmaların nedenlerini neo-kon ideolojisine uygun bir biçimde izah etmeye çalışmasıdır. Ve bunların en ilginç ve önemli yönü, çok siyasi öneriler içermesidir. İşte bu öneriler emperyalist ülkelerin iç ve dış politikaları üzerinedir (örnek olarak ABD alınarak):
    – Medeniyetsel türdeşliği artırmak için Amerika'ya göç zorlaştırılmalı, var olan göçmenler ise asimile edilmelidir.
    – çokkültürlülük yerine Amerikanlaşma politikası yürütülmelidir.
    – Batı'nın diğer medeniyetler karşısındaki askeri ve teknolojik üstünlüğü korunmalıdır.
    – ABD, Avrupa ülkeleri ile Atlantik işbirliğini güçlendirerek Batı'nın birliğini güçlendirmelidir.
    – İslam ve Konfiçyüs medeniyetlerine ait devletlerin askeri ve ekonomik olarak güçlenmesi engellenmeli, bu iki medeniyet arasındaki farklılıklardan faydalanılmalıdır.
    – Batı evrensel değil, yegane-eşsiz olması sebebiyle evrenselci bir misyon üstlenmemeli, diğer medeniyetler karşısında Batı'nın değerleri empoze edilmemelidir.
    – Medeniyetler çatışmasından kaynaklanacak olası bir üçüncü dünya savaşı esnasında  ABD, İslam-Konfiçyüs ülkeleri karşısında, Japonya, Latin Amerika ülkeleri ve Rusya ile ittifak kurmalıdır.
    Huntington'un yapmış olduğu olduk-ça ilginç ve tahrikkar bu siyasi tavsiyeler, hem ABD/Batı' da hem de dünyanın diğer bölgelerinde büyük yankı uyandırırken, emperyalist ülke ideolojileri tarafından –neo-liberalist ideoloji ile birlikte- şu veya bu ölçülerde içselleştirilmiştir.
    Huntigton'un ilginç ve barışı dıştalayan tezlerinin –ele aldığımız konu açısından– en önemli iddiası, kültürel çeşitliliklerin, evrensel veya belli bölgelerde ve ül- kelerde yaşayan özgün kültürlere sahip halklar arasında kaçınılmaz olarak çatışmalara yol açacağıdır:
    "Benim varsayımım şu ki (soğuk savaş sonrası) dünyada çatışmaların temel sebebi ne ideolojik ne de ekonomik kaynaklı (abç) olacak. Dünya toplumları arasındaki büyük bölünmelerin ve çatışmanın başlıca sebebi kültürel kökenli olacak. Ulus devletler uluslararası siyasette temel aktörler olarak kalmaya devam edecekler, fakat küresel siyasetin başlıca çatışmaları farklı medeni-yetlere ait milletler ve gruplar arasında meydana gelecek. Küresel siyasete medeniyetler çatışması hük- medecek."2 (Huntington)
    Huntigton tezleri, yayınlandıktan sonra, ABD ve diğer ülkelerde yaygın eleştirilerin ve tartışmaların kaynağı olmuştur. Konumuzun çerçevesi içinde yer verdiğimiz bu tezlerin tartışmasını burada yapmak istemiyoruz. Bunlar, barış araştırmaları ile ilgili başka bir yazının konusu olabilir. Yalnız, şunu ifade edelim ki, Huntigton tezleri ve bunların türevlerinin, en önemli neo-konservatif emperyalist fikir gruplarının "akıl babaları"nın tavsiyeleri olarak, konumuz ile ilgili karşı görüşlerin içine sızmış olduğunu farketmekte yarar vardır.
    Huntington tezlerine karşı yürütülen ciddi araştırmaların en yenisi, Heidelberg üniversitesi Siyasi Bilimler Enstitüsü'nün 2009 Eylül ayında sonuçlarını açıkladığı CONİS etüdüdür.3
    CONİS etüdüne göre, 1945‘ten bu ya-na ortaya çıkan kültürlerarası çatışmaların % 86 ‘sı, Huntington'un iddia ettiği gibi devletlerarası çatışmalar değil, devletlerin kendi içinde çıkan çatışmalardır. Ayrıca, kültürlerin farklılığı, çatışmaların asıl nedeni olmamaktadır. Değişik kültürlere sahip olmanın getirdiği faktörler, kültürle hiç alakası olmayan faktörlerle birleştiğinde (demografik faktörler, demokrasinin kavranma durumu, refah düzeyi ve ülke içindeki din/dil farklılıklarının ölçüleri), çatışma çıkma durumu oluşmaktadır. Araştırmacılara göre, devletlerarası ve devletleriçi bir " interkültürel diyalog " , kültürel çatışmalar önlenmek isteniyorsa, zorunlu olarak gereklidir ve bu diyalogta kimliksel istekler ve kimliksel çeşitlilik tabulaştırılmaksızın dile getirilmelidir. Burada toplumsal ve kültürel öncüleri (bunların siyasi öncü olması şart değildir) son derece büyük görevler beklemektedir.4
    CONİS'ten önceki araştırmalara da bakılacak olursa, kısaca, devletlerarası veya ülke içinde patlak veren büyük veya küçük çaptaki çatışmaların asıl nedenleri, toplumbilimin (sosyolojinin) bilimsel sonuçlarına göre, ağırlıklı olarak nesnel çıkar çelişkileridir (örneğin: uzlaşmaz ekonomik çıkar çelişkileri).
    ABD'nin Irak savaşının, ağırlıklı olarak (jeo-politik stratejik önemin de ötesinde) ekonomik nedenlere dayandığını dünya biliyor. Bu, savaşların nedeni olarak, 3000 yıldan beri böyle. Irak savaşından etkilenen bazı Alman araştırmacıların, "bu eskiden de mi böyleydi ?" sorusuyla, Antik dönemdeki savaşların nedenlerini (özellikle antik tarihçiler Tukidides5 ve Ksenofon kaynaklı) incelediklerinde, kanıtlı olarak buldukları sonuçlar şöyle:
    Savaşlar açılmadan önce, savaşın getiri ve götürüsü, bir hesap bilançosu halinde sayısal analizden geçiriliyordu. Atika'nın Isparta'ya karşı açtığı Peloponez Sa- vaşı (Mö 431-404), kuşkusuzdur ki, ikisinin de Yunanca konuştukları ve hemen aynı kültüre sahip oldukları bilindiğinde, bir kültür çatışmasından kaynaklanmıyordu. Tam tersine, "Savaşın getirisi ne kadar olacak (ölçüler parasal olarak ifade edilen ganimat, zaptedilen ülkeden alınacak vergiler, parayla ölçülen köle değerleri, ganimet, toprak ürünleri, yeraltı ürünleri v.b.)?" Bilançonun diğer yanında giderler var (askerlerin iaşesi, mızrak, ok v.b., savaş malzemesinin fiyatı, gemilerin ve savaş arabalarının yapım ve yıpranma payları v.b.). Bunların giderlerini kim karşılayacak, tahrip edilen ülkenin yeniden inşası ne tutar, bu savaştan kimler ne kadar kar ediyor? v.b.). Muhtemel bir savaşın açılıp açılmamasının kararı verilmeden önce, çıkarlar planlanıyor ve oluşturulan muhtemel bütçe, savaş planını belirliyordu.6 Kısaca, getirisi götürüsünden fazla ise: Savaş !... Bu, bugün de böyle değil mi?

    İnterkültürel karşılaşma

    KONİS'in bugün sözünü ettiği "interkültürel (kültürlerarası) diyalog" kavramı, Barış Bilimcileri, ya da Barış örgütleri veya yabancıların toplu ve zorunlu olarak yaşamak zorunda olduğu ülkelerin sosyal danışmanları tarafından dile getirilmiş bir sözcük değildir. Aksine, sermayenin çıkarlarını ön planda tutan emperyalist odak ve fikir gruplarının, örneğin Bertelsmann Stiftung fikir grubunun dile getirdiği bir kavramdır.7 Ayrıca, Avrupa Birliği (AB) 2008 ‘i, kendi fikir gruplarının önerileri doğrultusunda "Avrupa İnterkültürel Yılı" olarak kutlamıştır.
    Bugün internete bakıldığında, yüzlerce şirketin, sanayi yatırımı ve ticaret sektörü elemanına "interkültürel kurs ve coaching" sunduğunu görüyoruz. İnterkültü- rellik neden kapitalizmin bu denli ilgisini çekmektedir? Neden, özellikle çin'de yatırım yapacak Amerikan ve Avrupa şirketi elemanlarına, "çin'de meseleler masaya yatırılmaz, en önemli konular masanın etrafında konuşulacaktır" diye ders verilmektedir? çünkü, burada onlar için gerekli olan, diyalogda kalabilme dürtüsüdür ve bu kez, çatışmadan kaçınılması gerekmektedir, "Huntington" unutulmalıdır, burada önemli olan, kapitalizmin çıkarları doğrultusunda yabancı ülke insanının uyutulmasıdır.
    Ama gerçekten de, "interkültürel yöntem"i kullanarak diyaloğa girişmek, değişik kültürel dünyaların insanlarının birbirleriyle barış içinde yaşamalarının tek yolu olarak gözükmektedir. İnterkültürel yöntemi öğrenmek, yani interkültürel yetkinliğe sahip olabilmek, bunu kullanabilmek ve sosyal yaşamda bir ilişki yöntemi olarak içselleştirebilmek, değişik kültürlerden gelen insanların karşılaşmasında ve ondan sonraki yaşamlarında, onlara barış içinde beraber yaşamanın olasılığını gösterecektir.
    İnterkültürel yetkinlik
    İnterkültürel yetkinlik8, değişik kültür çevrelerinden gelen insanların biraraya geldiklerinde, bu buluşmayı, interkültürel yöntemi kullanarak şekillendirmeyi öğrenmiş olarak davranmaları anlamına gelmektedir. Bu yetkinliğin kullanılabilmesi için, uygulayanın kendi kültür kimliğini çok iyi bilmesi, kendinden emin olması gerekmektedir. İkinci adım, buluşmanın kesiştiği noktadaki müştereklerin tesbiti ve bunların dile getirilmesi olacaktır. Hangi kültürden gelirsek gelelim, insani değerler bu iki insan açısından aynıdır. Değil mi, tüm insanlar, Uluslararası İnsan Hakları’na, Çocuk Hakları’na, insanın ve toplumların fiziki ve erdemsel dokunulmazlığına saygı duymak zorundadır. Ortaklık noktasındaki bu değerler, iki insanın müşterek ilgi noktalarını saptamaktadır.
    Bu ortaklıklar saptandıktan sonra, hoşgörü havası içinde –ki, kaçınılmaz değere sahiptir– karşılıklı olarak diğer kültürün yoklanması ve aynı gözboyu ölçüsünde diğer kültürden bazı boyutları benimseyip benimsemeyeceğimiz hissedilmelidir. İşte burada, kendi kültürümüzü iyi bilip, kişiselliğimizden ve kimliğimizden taviz vermeden hissetmek durumunda olmamız gerekmektedir. Böylece, karşı tarafın hissettiğimiz ve giderek anladığımız değer ölçüleri, kullandığı ögeler (örneğin dil), beklenti ve yorumlarının, aramızda bir hakimiyet ilişkisi olmaksızın ve sonsuz bir özgürlük ortamında kendi kimlik yapımıza aktarılabilmesi olası hale gelir. İnterkültürel ilişkide alış-veriş aynı haklarla ve özgürce, açık veya gizli hakimiyet olmaksızın gerçekleşmek zorundadır.
    İnterkültürel yetkinlik, sosyal bilimciler tarafından saptandıktan hemen kısa bir zaman sonra, onlar tarafından, kitlelere (örneğin okullara ve öğretmenlere) anlatılmasına zaman ayırılmaksızın, bir bilim dili ile (yani halk kitlelerinin kolay anlayamayacağı bir dilde) teorileştirilip sadece kapitalizmin hizmetine sokulmuş, sermayenin gittiği yerlerde kullanılan bir meta haline getirilmiştir. İnterkültürel yetkinliğin öğrenilmesinde, basit anlatımlarla önemlinin vurgulandığı öğrenim şekli, hala Huntington eğiliminin içinde olan ve Avro-Merkeziyetçiliği ile yoğrulmuş, yukarıda bahsi geçen Avrupa toplumsal ve kültür öncüleri tarafından yadsınmak zorunda kalmıştır.
    Avro-Merkeziyetçiliği, ki kapsamının boyutları açısından ayrıca ele alınması gerekmektedir, interkültürel yetkinliğe engel oluşturmaktadır. Ve vardığı yer, hakim kültürün (veya onların deyişiyle “uygarlık”) ön-cü olduğu “Leitkultur” (“öncü kültür”) tezidir. Bir yerde de, “Huntington’dur”...
    Sonuçta ortaya çıkan, “interkültürel yetkinlik” kavramının anlaşılmayan ve anlaşılmak istenmeyen içeriğinin boşaltılması ve “enternasyonal yaşam”, veya “çokkültürlü yaşam”, “paralel toplum” gibi çözüm getirmeyen kavramlar ile karıştırılması olmuştur.
    Kaldı ki bu akım, tarihin öğrenilmesi gereken bir çok kültür örneklerinden yoksun kalmakta, örneğin bundan 3000 yıl önce dev bir devlet olan Anadolu Hitit’lerinin Mısır’lılarla tarihin ilk bilinen yazılı barış anlaşmasını imzaladıklarını, düşmanlarının tanrılarını saygıyla kendi tapınaklarına koyduklarını, kadınların boşanma hakkının mevcut olduğu, kadınların hakimlik dahi yapabildiğini barışsal bir toplum yaratmış olduklarını bilmemektedir.9


    Dipnotlar

    1 Harvard Üniversitesi’nde görev yapan siyasal bilimler profesörü Samuel Huntington, 1993 yılında Foreign Affairs dergisinde yayınlanan ‘Medeniyetlerin Çatışması’ konulu makalesinin gördüğü yoğun ilgi üzerine bu çalışmasını genişleterek 1996 yılında “Medeniyetlerin Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Yapılması” (Clash of Civilizations and the Remaking of World Order) adıyla kitaplaştırdı.
    2 Samuel P. Huntington, “The Clash of Civilizations?” Foreign Affairs, Cilt. 72, No. 3, (Yaz 1993), s. 22
    3 Kulturelle Konflikte im globalen Konfliktgeschehen seit 1945, Institut für Politische Wissenschaft der Universität Heidelberg, CONIS-Datensatz („Conflict Information System)
    4 Prof. Aurel Croissant, adı geçen CONIS-Araştırması yöneticisi, http://www.dw-world.de/dw/article/0,,4694540,00.html
    5 Thukydides, Geschichte des Peloponnesischen Krieges, München : dtv/Artemis 1991
    6 DFG-PROJEKT BR 1684/3 “Antike Kriegskosten” Brodersen, Kai, Dr. phil. Professur für Antike Kultur, Universität Erfurt. http://www.nomisma.geschichte.uni-bremen.de
    7 http://www.bertelsmann-stiftung.de
    8 Interkulturelle Kompetenz-Zustand und Zukunft eines umstrittenen Konzepts, S Rathje - Zeitschrift für interkulturellen Fremdsprachenunterricht, 2006 - zif.spz.tu-darmstadt.de
    9 Die Zeit 06/2002 S.32 (http://www.zeit.de/ 2002/06/200206 hethiter.xml)