İKİ AYLIK TÜRKÇE GAZETE
DİL VE EĞİTİMİ DESTEKLEMEK İÇİN İNİSİYATİF
(Initiative zur Förderung von Sprache und Bildung e.V.)
ISSN 2194-2668


Die Gaste, SAYI: 21 / Mart-Nisan 2012

Entegrasyon Noktasındaki
NİYETİNİZ Ne?


Hıdır KARUL


Bana göre üçüncü yaklaşımın birlikte yaşama noktasında daha gerçekçi durmaktadır. Toplumun bütününü sürece katma yaklaşımı hem demokratik bir yaklaşım, hem de birarada eşit bir şekilde yaşama noktasında temel görev görmektedir. Bence bu anlayış toplumda daha yoğun bir şekilde tartıştırılmalı ve büyük kentlerde model uygulamalara gidilmelidir.
    Entegrasyon tartışmalarının gidişatı önümüzdeki dönem "entegrasyon" sözcüğünün yılın en kötü sözcüğü olarak deklere edileceğini göstermektedir. Gelinen aşamada entegrasyon sözcüğü göçmen kökenli olarak adlandırılan insanların çoğu tarafından bir hakaret olarak algılanmaktadır. Sözcük basında her gün yerini bulmaktadır. Sadece 20071 yılına ait Ulusal Uyum Planı’nda sözcük 12192 kez kullanılmıştır, fakat sözcüğün kesin tanımlanması ve sözcükten ne anlaşılması gerektiği dile getirilmemiştir.
    Her politik akım ve bilimsel araştırma, niyetleri çerçevesinde sözcüğü tanımlamaya çalışıyor. Yapılan tanımlamaya göre entegrasyon konseptleri oluşturuluyor ve yeni tedbirler öneriliyor. Çoğu zaman, “kurbanların” ("entegre" olması gerekenler) bu yeni konseptlerden dahi haberleri yoktur. Kapalı kapılar arkasında onlar adına ve onalar için kararlar alınır, onlar sadece kobaylar olarak bu sürece kattılırlar.
   
    Kimlerin Entegrasyonu Söz Konusu?

    Ülkenin “yeniden inşası” için ve daha sonra tekrar geri gidecekleri umularak 1955’ten 19683 yılına kadar İtalya, İspanya, Yunanistan, Türkiye, Fas, Portekiz ve Yugoslavya'dan sözde misafir işçiler Almanya’ya getirildiler. “Misafir işçiler” burada kaldılar ve böylece Almanya bir göç ülkesi oldu. Bu durum hükümet tarafından da resmi olarak 1998 yılında açıklandı. Bunun akabinde, 2000 yılında, vatandaşlık yasası reforme edildi. Alman kökenlilik prensibinin (Ab-stammungsprizip) zamanı artık geçmişti ve yerine şartlı (bakınız: Optionsmodell §29 StAG) Almanya’da doğma ilkesi (Geburts- ortsprinzip) getirildi. Bununla Alman olma-yan göçmenlerin ve onların çocuklarının Alman vatandaşlığına geçileceği bekleniliyordu. Ki kısmi bir başarı da elde edildi, fakat halen Almanya’da Alman vatandaşı olmayan yaklaşık 7.186.000 insan yaşıyor.4 Bu da toplam nüfusun yaklaşık %8,8’ni oluşturmaktadır. "Yeni Almanlar"la birlikte sözde göçmen kökenli insanların nüfusu yaklaşık 16 milyondur (toplam nüfusun %19,6).5 Büyük kentlerde bu realite daha iyi görülmektedir. Kent merkezlerinde yaşayan “göçmen kökenli” nüfusun oranı %30-40 civarındadır6 ve önümüzdeki yıllarda her okula giden iki çocuktan biri “göçmen kökenli” olacaktır.
    Bu duruma paralel olarak ülkedeki demografik gelişim mikroskop altına alındığında, o zaman alarm çanları çalmaya başlayacaktır. Alman toplumu her geçen gün daha da yaşlanmaktadır ve buna paralel çalışan nüfus da her geçen gün azalmaktadır. Emeklilik yaşının yükseltilmesi ve yeni göç planları –özellikle kalifiye işçi alma– sorunu çözmede yetersiz kalmaktadır. Bu durum karşısında yönetici politikacılar sözde göçmen kökenli insanların ekonomik sisteme entegrasyonunun zorunlu- luğunu önermektedirler. Ancak sözde göçmen kökenli insanların Almanya’nın gayri safi milli hasılaya önemli katkıları olduğu unutulmaktadır. Bütün olası yeniden-eğitim/Reeducation ve eğitim/Education konseptleri hızlı bir şekilde harekete geçirilmesi zorunluluğuna da dikkat çekilmektedir. Bu konseptler bilimsel raporlarda (Gutachten) da acil olarak önerilmektedir. Gelinen aşamada “entegrasyon”un nasıl olması gerektiği noktasında niyetlerini açıklayan, bilimsel ve siyasal olarak üç ana yönelim söz ko- nusudur. Bu makale çerçevesinde üç ana yönelime aşağıda kısaca değinilecektir.
   

1. Niyet – Asimilasyon/Entegrasyon
    Bu niyet aynı zamanda egemen niyet ve toplumun çoğunluğu tarafından da kabul görmektedir. Bu anlayışın meşruluk temeli ise mevcut yasalardır. İnsana/göçmenlere bakış açısı ise, onların eksik bilgiye/ yeteneğe sahip olduğudur. Yabancılar/göçmenler/göçmen kökenli insanlar mevcut standartlara çeşitli önlemlerle uydurulmalıdırlar. Böylece işleyen sisteme entegre edilmelidirler. Amaç asimilasyon ve böylece homojen bir toplum yaratmaktır. Almancayı öğrenmeyi reddedenler ise değişik yaptırımlara maruz kalacaklardır. Örneğin, oturma izninin uzatılmaması ya da az uzatılması gibi.
   

2. Niyet – “İnsani” Asimilasyon/Entegrasyon
    Son 10 yılda “insani” olasılıklar üzerinde yoğun tartışmalar yapılarak, buna uygun konseptler geliştirildi. “Göçmen kökenli” insanların evde konuştuğu dil (köken olarak geldiği ülkenin dili) ve diğer güçlü yanları (daha önce gördüğü mesleki eğitim) kabul edilip desteklenmektedir” düşüncesi kısmi olarak benimsendi. “Kültürlerarası eğitim” programlarıyla toplumun aktörleri konu hakkında hassas kılınmaya çalışılmaktadır. “Göçmen kökenli” insanların yine ‘göçmen kökenli’ genç kuşaklara model rollerini yerine getirmeleri için, kamu hizmetleri sektöründe göçmenler kotası uygulamaları yapılmaktadır. Bazı eyaletlerde hedeflenen “göçmen kökenli”, öğretmen, polis ve memur kotası gibi.
    “İnsani” asimilasyonu hedefleyen bu niyetin terminolojisi "entegrasyon" ile sınırlı değildir. Örneğin çokkültürlülük/Multikulturell, kültürlerarası/Interkulturell, içselleme/Inklusion, katılım/Inkorporation gibi "modern fikirler" tartışılıp konseptleştiriliyor.
   

3. Niyet – Çeşitlilik/Diversity
    Bu üçüncü niyet kendisiyle diğeri arasına mesafe koyarak yapısal değişiklikler önermektedir.7 Ortak bir toplum, eşit bir şekilde yeniden yapılandırılmalıdır niyetini taşımaktadırlar. İnsanların etnik, kültürel ve diğer değişik sosyalizasyon kökenleri ve bunlardan doğan imkanlar bir zenginlik olarak algılanmalıdır. Bu bağlamda bütün engeller de kaldırılmalıdır düşüncesi mevcuttur.
    Niyet “geleceğin evi”. “Geleceğin evi” asimilasyon/entegrasyon veya hazır kalıplar üzerinden inşa edilmemelidir, tam tersine toplumun bir bütünüyle taş taş üstüne konularak inşa edilmelidir düşüncesi savunulmaktadır.
   
    Sonuç Olarak

    Göçmenlerin bu toplumda nasıl yaşaması gerektiği noktasında 1. ve 2. niyette özetlenen yaklaşımların kesiştiği birçok nokta mevcuttur. Her ikisinin de hedefi (direk ya da dolaylı, sert ya da ılımlı) dışardan ‘yabancı’ olarak gelen ya da burada doğan göçmen kökenli insanların mevcut normlara uydurulmasıdır. Üçüncü yaklaşım ise mevcut normların birlikte yaşamanın önün- de engel teşkil ettiğini dile getirmektedir. Birlikte yaşamanın yolu birlikte “geleceğin evini” inşa etmekten geçtiğini dile getiriyor.
    Bana göre üçüncü yaklaşımın birlikte yaşama noktasında daha gerçekçi durmaktadır. Toplumun bütününü sürece katma yaklaşımı hem demokratik bir yaklaşım, hem de birarada eşit bir şekilde yaşama noktasında temel görev görmektedir. Bence bu anlayış toplumda daha yoğun bir şekilde tartıştırılmalı ve büyük kentlerde model uygulamalara gidilmelidir.
    Bu makaleyi R. Roosevelt Thomas8 bir hikayesi ile bitirmek istiyorum. Hikaye “geleceğin evi” noktasında önemli bir örnektir.


    "Yılın Zürafa Evi
    Bir gün bir zürafa, sokakta veliler toplantısından tanıdığı fil ile karşılaşır. Fili evine davet eder. Zürafa evi filler için yapılmadığı için evin girişinde ilk sorunlar başlar. Fil dış kapıdan içeri giremez. Yan kapıların açılmasıyla fil içeriye girmeyi başarır. Kısa bir süre sonra zürafanın evinde gürültü patırtıyla birçok eşya kırılır. Bu durum karşısında zürafa misafirperverliği bir tarafa bırakarak, file zayıflaması noktasında önerilerde bulunur: ’Eğer bir daha misafirliğe gelmek istiyorsan, önümüzdeki dönem düzenli olarak fitnesse ve baleye gitmelisin.’
    Uzun bir aradan sonra fil yine zürafa tarafından davet edilir. Aynı sorunlar tekrarlanır. Bu kez fil huzursuzlanır ve zürafaya: ‘Zürafa bu durum böyle gitmeyecek. Fitness ve baleyle çok fazla bir şey değişmedi. Benimle arkadaş olarak kalmak istiyorsan, o zaman ya evi yeniden inşa etmemiz ya da evde bazı önemli yapısal değişiklikler yapmamız gerekiyor.’" (Hikayenin serbest sunumu yazar tarafından yapılmıştır.)
   
     

    1
Nationale Integrationsplan vom Jahr 2007, Herausgeber: Presse- und Informationsamt der Bundesregierung
    2
Bkz. DOSSIER Der Nationale Integrationsplan auf dem Prüfstand, Andreas Hieronymus: http://www. migration-boell.de/web/integration/ 47_1328.asp (stand: 18.12.2011)
    3
http://www.bpb.de/methodik/PGLVIR,0,Chronik_ Migrationsgeschichte_und_Integrationspolitik_in_Deutschland.html (stand: 12.12.2011)
    4
http://www.bamf.de/SharedDocs/Anlagen/DE/Publikationen/ Broschueren/bundesamt-in-zahlen-2010.pdf?__blob=publicationFile (stand: 12.12.2011)
    5
http://www.destatis.de/jetspeed/portal/cms/Sites/destatis/ Internet/DE/Presse/pm/2010/07/PD10__248__122, templateId=renderPrint.psml (stand: 12.12.2011)
    6
http://www.destatis.de/jetspeed/portal/cms/Sites/destatis/ Internet/DE/Presse/pm/2010/07/PD10__248__122, templateId=renderPrint.psml (stand: 12.12.2011)
    7
Bkz. Diversity statt Integration, Mark Terkessidis: http://www.bundesfachkongress-interkultur.de/ 2008/pdf/doku_2_bundesfachkongress.pdf (stand: 18.12.2011)
    8
Thomas, Jr. R. Roosevelt 1999: Building a house for diversity: New York, et.al.: American Management Association, S. 3-5.