Die Gaste, SAYI: 7 / Mayıs-Haziran 2009

Özel Eğitime Muhtaç
Göçmen İşçi Çocuklarının
Okul Sorunu

Prof. Dr. Ali UÇAR




“Sonderschule für Lernbehinderte”, Sonderschule’ler içinde en çok öğrencinin yığıldığı bir okul. Örneğin 2000 yılında Almanya’da bütün sonderschule’lere devam eden öğrenci sayısı 420.000 civarında. Aynı yılda “Sonderschule für Lernbehinderte” (öğrenme engelli) devam eden öğrenci sayısı 231.000’dir, yani oran olarak bütün sonderschule öğrencilerinin yarısından fazlası bu okula gidiyor.
    Bu kısa yazımızda özel eğitime muhtaç göçmen işçi çocuklarının okul durumunu incelemeye çalışacağız. Aslında özel eğitim sorunu çok karmaşık ve geniş bir konudur. Hele özel eğitimin çok geliştiği Almanya gibi bir ülke söz konusu olunca, konuyu çok kısa bir yazı ile anlatmak mümkün değildir. Buna rağmen işçi çocuklarına dönük olarak önemli gördüğüm bir kaç soruna değineceğim. Özel eğitimi kavram olarak paralı eğitim ile karıştırmamak gerekiyor. Türkçe de özel eğitime muhtaç çocukların eğitimi ile ilgili olarak çeşitli kavramlar kullanılıyor: “Özel Eğitim”, “Engelliler Eğitimi”, “Özürlüler Eğitimi”, “Sakatlar Eğitimi” vs. Almanya da özel eğitimi yapan okullar için bir üst kavram olarak “Sonderschule” kelimesi kullanılır ve özür çeşidine göre on çeşit sonderschule var. Pratikte çok zaman bu on çeşit okul birbirine karıştırılır. Hele göçmen işçilerin bu okulları birbirinden ayırmaları çok zor. Çok anne-baba sonderschule’yi “geri zekalılar okulu” kabaca bir tabirle “deliler okulu” diye isimlendiriyor.
    Bu on çeşit sonderschule içinde çok sorun yaratan bir tanesi var ve Almanca adı ile “Sonderschule für Lernbehinderte”, Türkçeye “Öğrenme güçlüğü olan çocukların özel okulu” veya “Öğrenme engelli çocuklar okulu” şeklinde tercüme edebileceğimiz okul. Bu yazımızda kullandığımız “Sonderschule” kavramını sadece bu özel okul çeşidi için kullandığımı anımsatmam gerekiyor. Konuyu bu özel eğitim okulu ile sınırlı tutmamın nedenleri şunlardır: 1) Bu okula seçilen ve devam eden çocukların büyük çoğunluğu, gerek Alman çocukları olsun ve gerekse göçmen işçi çocukları olsun, fakir, ekonomik durumları zayıf olan ve toplumun alt tabakalarında yer alan ailelerden geliyor. 2) Bu okul çeşidi, yani “Sonderschule für Lernbehinderte” Almanya eğitim tarihinde en çok mahkeme davalarına konu olan bir okul çeşidi. Yani anne-babalar istemediği halde çocukları bu okula gönderilen anne-babalar mahkeme yolu ile dava açıp, çocuklarının haklarını korumak ve bu nedenle sonderschule’ye karşı çıkmak. Anne-babalar çocuklarının “Sonderschule” etiketi ile damgalanmasını istemiyor. Çünkü bu damgayı yiyen çocuklar artık toplumdan dışlanmış oluyor. 3) Eğitim Bilimi ve daha doğrusu pedagojik açıdan üzerinde çok tartışılan bir okul çeşidi. Bu okulun dayanağı olarak kullanılan kavram “Lernbehinderung” (öğrenme engelli) tanımı üzerinde bir birlik sağlanamamıştır. Bu kavramın çok muğlak olması nedeni ile her tarafa çekilebilen ve duruma göre yorumlanan ve keyfiliğe açık kapı bırakan bir durum söz konusu oluyor. 4) Sonderschule’ler içinde en çok öğrencinin yığıldığı bir okul. Örneğin 2000 yılında Almanya’da bütün sonderschule’lere devam eden öğrenci sayısı 420.000 civarında. Aynı yılda “Sonderschule für Lernbehinderte” (öğrenme engelli) devam eden öğrenci sayısı 231.000’dir, yani oran olarak bütün sonderschule öğrencilerinin yarısından fazlası bu okula gidiyor. İşte bu saydığımız nedenlerden dolayı bu okul çeşidi en fazla sorun yaratan okul olma durumunu muhafaza ediyor.
    Almanya’da 2000 yılında özel eğitim okullarına yerli ve yabancı olarak 419.744 öğrenci devam ediyordu. Bu öğrencilerin 62751 göçmen işçi ailelerinden geliyor. Yalnız “Sonderschule für Lernbehinderte” (öğrenme engelli) okula devam eden öğrenci sayısı Almanlarda 189.128, göçmen işçi çocuklarında bu rakam 41.792’dir. 2005 yılı sayılarında yabancı öğrencilerin sayısı biraz daha artmıştır. Bu sayıları ölçü olarak aldığımızda her 100Alman çocuğundan 3,9 ve her 100 yabancı işçi çocuğundan 6,6 çocuk sonderschule’lere, yani özel eğitim okullarına gönderiliyor. Şunu da hemen burada belirtmem gerekiyor, son 30 sene içinde Alman öğrencilerinde bu oran değişmemesine rağmen, yabancılarda bu oran her sene artarak 2005 yılında %6,6 ulaşmıştır (1977 de bu oran %4,1 idi). Nerdeyse Almanların iki katına çıkmış durumda. Demek ki eğitim alanında ve özellikle özel eğitim alanında yabancı işçi çocuklarının durumunda olumlu bir gelişme değil aksine bir gerileme söz konusudur. Bu kötüleşme sadece federal düzeyde değil ayni zamanda eyaletler düzeyinde de açıkça kendisini gösteriyor. Bütün eyaletlerde ve özellikle “Sonderschule für Lernbehinderte” (öğrenme engelli) okula gönderilen göçmen işçi çocuklarının oranı o eyalette okula giden bütün yabancı öğrencilerin ortalamasının çok üzerindedir. Örneğin “Sonderschule für Lernbehinderte” okuluna giden göçmen işçi çocuklarının bazı eyaletlerdeki oranları şöyledir: Baden-Würtemberg %36,5, Hessen %34,9, Norrheın-Wesfalen %27,9’dur. Bu sayılar aslında gerçeği tam göstermiyor. Çünkü elimizdeki istatistikler ölçü olarak “vatandaşlık” kavramını kullanıyor. Böylece Alman Vatandaşı olmuş binlerce çocuk bu istatistiklerin dışında kalıyor.
    Şimdi akla hemen şu soru geliyor. Bu okullara neden bu kadar yabancı işçi çocuğu gönderiliyor? Acaba bu yabancı çocuklar hep “aptal” mıdırlar? Yoksa zekaları mı düşük?
    Bu sorulara birazda olsa cevap vermeye çalışalım.
   

SONDERSCHULE’YE DEVAM EDEN
ÖĞRENCİLER NASIL SEÇİLİYOR?


    Önce bir teşhis ve tanı raporundan bazı pasajlar aktaralım.
    “Berlin’de doğan Semra, misafir işçi ve çok çocuk sahibi olan bir Türk Ailesinin çocuğudur. Okul olgunluğuna erişemediği için okula bir sene gecikmeyle ana sınıfına (Vorschule) alınmıştır. Almanca çok az biliyor. Yaptığımız teşhis ve tanı araştırmasında hiç Almanca bilmediğini tespit ettik. Dilden bağımsız olan testlerle yaptığımız araştırmalardan çok değişik sonuçlar çıktı. Ayrıca “Adam-Çizme-Testi de” uyguladık Bu testlerin sonuçlarına göre Semra’nın düşük ile çok düşük arasında olan bir zeka derecesine sahip olduğu ortaya çıktı. Dil bilmediği için, dil ile ilgili yeteneklerini tespit edemedik. Fakat dil alanını da düşük yetenekli olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü ana okulunda (Vorschule) hiç Almanca öğrenememiş. Bu sonuçlardan çıkarak Semra’nın “Sonderschule für Lernbehinderte” (öğrenme engelli) okulun 2. sınıfına alınmasını teklif ediyorum.” (Ucar, A: Benachteiligte .. s .161 vd. ).
    Bir teşhis ve tanı raporundan alınan bu kısa alıntı aslında, Alman Özel Eğitim Sisteminin göçmen işçi çocuklarına yaklaşımını ve bu husustaki sorunlarını açık ve seçik bir şekilde gözler önüne seriyor. Şimdi bu sorunları açıklamadan önce, teşhis ve tanı sistemindeki bazı aşamalara göz atalım. Almanya’nın federatif yapısı dolayısıyla eyaletler arasında ufak tefek farklılıklar olmasına rağmen genelde teşhis ve tanıda şu safhalardan elde edilen bilgiler kullanılır:
    Doktor raporu
    Bilgi testleri
    Psikolojik testler
    Doktor Raporu
: Burada çocuğun öğrenme ve davranışlarını etkileyen tıbbi yani organik, biyolojik nedenler var mıdır? Örneğin duyu organları özellikle kulaklar, gözler tam işlevini yapabiliyorlar mı? Burada da bazı sorunlar var. Hastasının dilini ve kültürel arka nedenlerini bilmeyen bir doktorun teşhisi ne kadar doğru olabilir? Bunlar üzerinde durmayacağım.
    Bilgi Testleri
: Bilgi testleri zeka testleri değildirler. Bu testlerle çocuğun okul bilgisi ölçülür ve dolayısıyla sınıf derecesi, yani hangi sınıfa gideceği tespit edilir. Burada da göçmen işçi çocuklarına dönük bazı sorunlar var. Fakat onlar üzerinde de durmayacağım
    Psikolojik Testler
: Aslında sorun yaratan testler bu testlerdir, ki genelinde zeka testleridir. Almanya da uygulanan bir sürü zeka testi var. Bunların hepsini burada inceleme olanağımız yok. Ancak yaptığımız araştırmalarda göçmen işçi çocuklarına en çok uygulanan bir kaç testin Almanca isimlerini vereceğim. Parantez içindeki sayılar, yaptığımız araştırmalarda söz konusu testin pratikteki uygulama oranını gösteriyor.
    HAWIK (% 87,5 )
    Raven- CPM (%77,5 )
    Man-Zeichen-Test (% 75,0 )
    Snider Omen %5,0 )
    Peki, bu testler neden genellikle yabancılara uygulanıyor? Gerekçe olarak bu testlerin veya bu testlerin bazı bölümlerinin dil ve kültürel arka nedenlerden bağımsız oldukları
    gösteriliyor. Yani çocuğun Almanca bilip bilmemesi veya başka bir kültür ortamında yetişmiş olması bu testlerin uygulanmasına engel teşkil etmez (weil tests sprach-. und kulturfrei sind). Bu gerekçe bir çok okul yönetmeliklerinde var.
    Bizce bu görüş doğru değildir. Çünkü bilimsel bir dayanağı yoktur. Böyle testlerle bir çocuğun zekasını tespit edemezsiniz. İnsan zekası kişinin çok geniş bir potansiyelini kapsar. Testle ancak küçük bir alanı hakkında biraz bilgi edinebilirsiniz. Ama küçük bir alan için elde ettiğiniz sonucu çocuğun geleceği için kullanamazsınız. Zeka testleri her ne kadar kültürel ve dilsel arka nedenlere bağlı olmadan yapıldığı düşünülse bile, testlerde kullanılan kavramlar,kelimeler, soru biçimleri, gösterilen resimler,figürler, renkler,şekiller, geometrik çizimler,olayların içeriği,düşünme biçimleri vs. Çocuğun yetiştiği dilsel ve kültürel ortamdan bağımsız olduğu düşünülemez. Testlerde yaptığımız bilimsel analizlerde bunu rahatlıkla tespit edebildik Pratikte uygulanan testlerin hepsinin batı toplumların kültürel değerlerine göre biçimlendirildiği ortada (Ucar, A: Benachteiligt … s. 159 vd.). Aslında bu konuyu daha iyi anlayabilmek için yukarıda adı geçen testleri tek tek ve her soruyu incelemek gerekiyor. Fakat bu kısa yazımızda bunu yapma olanağımız yok. Şunu da hemen belirtmem gerekiyor. Biz bir testin yapılmasına veya çocuklara uygulanmasına karşı değiliz. Önemli olan, testi ne için uyguluyoruz? Testin amacı nedir? Çocuğu teşvik etmek, geliştirmek, başarısını daha da yükseltmek için elbet test ve benzeri kontrol araçları kullanılacaktır. Ama çocuğu elemek, onu dışlamak, insanlar arasında bir hiyerarşik yapı oluşturmak için ve bu nedenle testi kılıf olarak kullanacaksan, o zaman böyle bir düşünceye nerde olursa olsun karşı çıkmak demokratik düşünen herkesin görevi olmalıdır. İnsanları geri zekalı- üstün zekalı gibi kategorilere ayırmak ve bu ayırımcılık için testleri kullanmak, ki bu olay Amerika tarihinde çok olmuştur, örneğin beyazlar hep üstün zekalı, Afrikalı siyahlar, Rus ve Polonyalı göçmenler ise düşük zekalı insanlar olarak damgalanmışlardır. Böylece sömürüye, ayırımcılığa, ırkçılığa gerekçe bulunmuş oluyordu


ANNE-BABALARIN TEPKİSİ


    Göçmen işçi anne-babaların Almanya Özel Eğitim okulları hakkındaki bilgileri yok denecek kadar az. Az çok bilgisi olanların bilgileri de kulak dolması bilgiler. Bu nedenle çocukların haklarını savunmakta, onları desteklemekte ve uygun çözüm yolları bulmakta bir hayli zorluk çekiyorlar. Çocukları için sonderschule söz konusu olduğunda anne-babaların çok küçük bir kesimi hukuksal yollara baş vurmakla sonderschule’ye çocuğunun gönderilmesine karşı çıkmakta, ki yaptığımız araştırmalarda bu oran %2 civarındadır. Hatta bazı anne-babalar, çocuklarının sonderschule’ye gittiklerinin bile farkında değiller. Okul okuldur diyorlar. Bazıları da, okul mecburiyeti olmasına rağmen çocuğu sonderschule’ye göndermiyor. Yahut apar topar çocuğu Türkiye ye gönderiyor bir süre orada kaldıktan sonra tekrar Almanya ya getirip başka bir okula yazdırmaya çalışanlarda var. Hatta çocuğun yaşını büyüterek,yani okul zorunluluğu dışına çıkararak, sonderschule’den kurtarmaya çalışanlarda yok değildir. Bazı anne-babalarda, sonderschule’ye gönderilme nedenini çocukta arayarak ve bu nedenle çocuğa çeşitli cezalar uygulayarak, tepkilerini dile getirmektedirler.
    Görülüyorki anne-babaların sonderschule’ye karşı tepkileri çoğu zaman Alman okul sistemini iyi tanımadıklarından kaynaklanıyor. ;

DİL SORUNU VE SONDERSCHULE


    Yukarıdaki teşhis ve tanı raporunda da görüldüğü gibi, uygulamada Almanca bilmediğinden dolayı sonderschule’ye gönderilen çocuk sayısı az değildir. Aslında dil bilmemek sonderschule’ye gönderilme nedeni olamaz. Bu durum bir çok okul yönetmeliklerinde de düzenlenmiş olmasına rağmen , uygulamada tersi bir durum söz konusu.
    Aslında çocuk dil bilmediği için zamanla çocukta öğrenme ve davranışlarında sorunlar çıkmaya başlıyor ve gerekli önlemler zamanında alınmazsa, testlerden geçirilir ve böylece çocuk sonderschule’ye gitmek zorunda bıraktırılır. Peki normal okul ki genelinde ilkokul oluyor, çocuğun öğrenmesini ve davranışlarını doğrudan etkileyen Almancayı neden öğretemiyor? Sorusu önümüze çıkıyor. Bu şu demektir. Normal okul dil öğretme ile ilgili görevini yapamıyor ve çözüm için sonderschule’ye havale ediyor. Ama sonderschule’nin asıl görevi dil öğretmek değildir. Böylece bir okul yapamadığını başka okula gönderiyor ve çocuklar orada sonderschule damgasını yiyerek ve okul mecburiyetinde doldurarak hiç bir şeye yaramadan sokağa atılmaktadırlar.

NELER YAPMALI?


    Alman ya okul sistemi üzerinde yapılan tartışmaların odak noktalarından birisi ve bence
    çok önemli olan Özel Eğitim teşkil etmektedir. Tartışılan konu şu: Özürlü olan çocukların okul eğitimi, özürlü olmayan çocuklarla BİRLİKTE mi yapılsın, yoksa özürlü çocukları özürlü olmayan çocuklardan ayırarak (SELEKTION) özür türüne göre kurulmuş özel okullarda mı, yani sonderschule’lerde mi yapılsın. Bugünkü geçerli olan özel eğitim sistemi ikinci görüş üzerinde kurulmuş, yani özürlülerin eğitimi normal okullardan ayrı olan on çeşit sonderschule’de yapılmaktadır.
    BİRLİKTE EĞİTİM (Gemeinsamer Unterricht, Integrative Erziehung, Inklusion gibi kavramlar Almancada kullanılıyor) ilkesinin Almanya’da yerleşmesi demek okul sisteminin köklü bir reformdan geçmesini gerektiriyor. Sendikalar, sivil örgütler, demokratik düşünen bilim adamları,sol siyasal partiler bu yönde yoğun çalışmalar yaptıklarını da söyleyelim. Bizce Birlikte Eğitim (Türkiye’de Kaynaştırmalı Eğitim deniliyor) en doğru görüştür, çünkü birlikte eğitim özürlü olanlarla özürlü olmayan insanlar arasındaki ayırımcılığı kaldırdığı gibi, herkese eşit muamele yapılmasını, her çocuğa gelişmesi için kendine uygun imkan tanınması ve böylece barışçı toplumsal yaşama da katkıda bulunmuş oluyor. Böyle bir sistemle yerli yabancı ayırımı da aza indirgenmiş olur. Yani ıntegratif bir eğitim sistemi ile bugünkü sonderschule’nin ve özellikle göçmen işçi çocukları açısından beraberinde getirdiği çok sorun çözülmüş olacaktır.
    Bu gün bir çok Avrupa ülkesi, elemeci ve ayırımcı okul sistemlerini değiştirerek,integratıf, yani birlikte eğitim sistemine dönüştürmüşlerdir. Örneğin, Isveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka gibi. Mesela Norveç okullarında özürlü çocukların %92 birlikte eğitilir. Almanya dada birlikte eğitim yönünde gelişmeler var. Bazı eyaletlerde örneğin Berlin Eyaletinde birlikte eğitim gören özürlü çocukların oranı % 15 tir. Berlin yeni okul yasası bu hususta küçük bir ilerleme yapmıştır. Özürlü çocukların anne-babalarına sonderschule ile normal okul arasında sınırlıda olsa bir seçim hakkı getirmiştir. Federal Anayasanın 3. maddesinde yapılan bir değişiklikle insanlar arasında özürü dolayısıyla ayrımcılığın yapılmasını yasaklamıştır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu özürlü kişilerin haklarının korunmasına dair bir andlaşma hazırlamış ve çok üye ülke bunu imzalamış ve yürürlüğe koymuştur. Bu Andlaşma (UNO-Konvention für die Rechte von Menschen mit Behinderungen) Ocak 2009 tarihinden itibaren Almanya içinde geçerlidir. Andlaşma, özürlü insanlarla özürlü olmayan insanların birlikte eğitimini ve üye ülkelerin birlikte eğitim doğrultusunda okul sistemlerini değiştirmeleri öngörülüyor.
    Fakat bu olumlu gelişmeler bir sonuç doğuruncaya kadar çok zaman geçeceğe benziyor. Okul reformu tartışmaları çerçevesinde, bizce Öğrenme Engelli Okullar (Sonderschule für Lernbehinderte bazı eyaletlerde Förderschule de diyorlar) derhal kapatılmalı ve normal okullara entegre edilmelidir. Bazı eyaletler bu çeşit okulların kapatılmasını planlamış durumdalar.
   
     
     
    Kaynak:
    Uçar, A. : Benachteiligt: Ausländische Kinder in der deutschen Sonderschule, 1996
    Ucar, A: Bildungssituation der Kinder und Jugendlichen mit Migrationshintergrund (Vortrag auf der Tagung der Friedrich-Ebert-Stiftung Berlin am 7. Mai 2009 in Zusammenarbeit mit Berliner Institut für interkulturelle Arbeit )
    Landeshauptstadt-Hanovver-Oberbürgermeister (Hrgb.): Sonderpädagogik oder Pädagogik der Vielfalt? Dokumentation der Fachtagung am 29.9.2003